Cuma, Şubat 15, 2008

231




insan, hayatının bir döneminde mutlaka mutluluk üzerine düşünüyor.

kendime sormuş, şiirlerde, romanlar duymuş ancak net bir karar vermemiştim, karşıma çıkan herkese sormaya başladım;
"mutluluk nedir sence?"

herkesin cevabı farklıydı, ancak kimse tam bir tanımını yapamıyordu.
üzerine düşünmeye ve sorgulamaya başladığımızda o konu ile ilgili çok başka dünyalar açılmaz mı önümüze...

aradan bir kaç yıl geçti, bir çok şey yaşandı, okundu, düşünüldü. sonuçta ise vardığım nokta 2 tür mutluluk olduğuydu. birinde hemen ve anında oluşan bir tatmin hissi varken diğeri daha uzun vadede sonuçlarını gösteriyordu.

şöyle ki;

yapmak istediğim bir şey var, o anda yaparsam beni inanılmaz bir şekilde -ya da inanılır- "mutlu edecek". istiyorum ve yapıyorum. sonrasında başlayan süreçte ise bir pişmanlık ya da boşluk hissi oluyor genelde… gitgide düşüşe geçen ve sonunda vasata varan bir mutluluk...

yapmak istediğim şeye bakıp 10 sene sonra da -ya da 10 dakika ya da 10 gün...- bunu yaptığıma pişman olacak mıyım? diye sorduğumda cevap evetse o anda onu yapmamak mutluluk verebiliyordu. bu ise gitgide ve zamanla büyüyen bir mutluluktu.

o kadar uzun yaşayacağımın garantisini kim verebilir ki bana?
zamanın garantisi yoksa, neden uzun vadeli mutluluklar peşinde koşayım ki? diye sormaz mı insan aklı?
sorar elbette...
oysa yapılmış olması gerekeni yapmak bile, o anda başlı başına bir mutluluk kaynağı –bize acı verse bile- -kelebek etkisi, bunu bir kere daha gösteren bir film olmuştur bana-

yalnız kaldığımızda fısıldayan bir ses duyuyoruz,
gece başımızı yastığa koyduğumuzda... aslında o kadar iyi biliyoruz ki…
herşeyi...



başkalarına anlatma hevesimiz, belki sadece kendimizi doğru yaptığımıza inandırma isteğimizden...


sonra,
yıllar sonra bir hint destanında şöyle diyordu krişna;

"Önce zehir gibi görünen ama sonunda nektar tadı veren mutluluk Sattva mutluluğudur ve kendi kendisiyle barışık bir zihinden doğar.

Duyuların verdiği zevk önce nektar gibi tatlıdır ama sonunda zehir acısına dönüşür. Bu Racas mutluluğudur.

Tamas insanları ise mutluluğu uykuda, uyuşuklukta ve her türlü uyuşturucuda bulurlar. Böyle bir mutluluk baştan sona yanılsamadır."

6 yorum:

neval dedi ki...

hocam bana da ders verebilir misiniz?

skoer dedi ki...

hocam mevsimden mi acaba bu mutluluk sorgulamaları?

işin içinde bu kadar çok değişken varken mutluluk'un sadece bir tanımı olabileceğine inanmak baştan hata yapmak olur belki de...

felsefi yaklaşımlar, fiziksel koşullar, alışkanlıklar, kültürel edinimlerimiz vs. vs.
hal böyle olunca mutluluk sorgulamaları çekirdek çitlemeye benziyor yemek yemekten ziyade. eğlencelik yani, doymalık değil.

bu noktada üstadın bir satırı -hatırlayabildiğim kadarıyla- ile sonlandırayım bu yorumu;
"felsefe; tok oturulup aç kalkılan bir sofradır."

mathy dedi ki...

içimdeki kömür, elmas olacak... tevekkeli...içime doğmuş...:)))

mathy dedi ki...

bi de insan adım adım, yaşayarak öğreniyor...
bilgiyi ne kadar yüklersen yükle, tecrübe etmeden öğrenilmiyor...ben, kendi adıma şahsen, bunu keşfettim...iyi de oldu...

sevinç dedi ki...

skoer'e katılıyorum...
mutluluk tadımlık oluyor doyumluk değil..
elde etmek istediklerimiz avucumuzun içinde zavallılaşıyor..dolayısıyla tatmın olmak da doymak da zorlaşıyor...

ama herkesin aynı hislere sahip olduğunu bilmek bazen teselli ödülü olabılıyor...

avunuyoruz işte hepsi bu!!

dark... dedi ki...

cok anlamlı ve yerinde bir yazı olmus..yüregine saglık..